Yeni başlayanlar için Nijerya

Eylül 2010

Abuja bizim tepedeki çimenlikten bakınca işte böyle görünür: yemyeşil ve dümdüz…

Her ne kadar Afrika deyince akla geliveren yağmur ormanlarını, aslanları, kaplanları, zürafaları göremesek de doğası çok güzeldir.

Özellikle de yağmur mevsiminde…

Türkiye’de kedi neyse burda kertenkele odur. Zati sokaklarda ne kediye rastlarsınız ne köpeğe.

Nijerya’da ultra zenginler saray yavrusu evlerde yaşarlar. Halkın geri kalanı ise doğru düzgün suyu, elektriği, kanalizasyonu olmayan köylerde. Sağlık göstergeleri yerlerdedir. HIV günlük hayatın sıradan bi parçasıdır. Her yıl binlerce çocuk sıtmadan, çocuk felcinden, vesaireden hayatını kaybeder.

Onca yoksulluğa, açlığa, hastalığa karşın kahkaha, müzik ve dans insanların olmazsa olmazıdır. Burda insanlar sanki daha bi mutlu görünmektedir. Biz “batılıların” kafası bu işe pek basmaz.

Eyvallah dolandırıcılığın, üçkağıtçılığın, sahtekarlığın kol gezdiği bi ülkedir. Hep temkinli olmanız salık verilir. en basiti ufacık şeyler için bile pazarlık yapmaktan imanınız gevrer. Ama insanları genellikle çok sıcak ve misafirperverdir. Onlarca çocuğun davetli olduğu bir doğum günü partisinde pastanın büyük bir bölümünü ve masadaki tek şarabı size ikram edecek kadar…

İnsanlar fotoğraflarının çekilmesinden hazzetmezler. İzin istediğinizde muhtemelen kabul etmezler. Bazıları da para ister. Böyle çaktırmadan çekerseniz de tikkatli olun. Farkederlerse yanınıza dostane bi şekilde yaklaşıp kibarca fotoğrafı silmenizi rica edebilirler :p

Tamam yeryüzündeki tüm çocuklar sevimlidir. Amma velakin buradaki çocukların istisnasız hepsi çok güzeldir, öpülesidir.

Ve Nijerya’da çocuk olmak zordur.

Nijerya’da kimsesiz bir çocuk olmak daha zordur.

Nijerya’da kimsesiz ve özel gereksinimleri olan bir çocuk olmak… İşte onu kelimelerle anlatameycem.

Hımmm… Enfes timsah eti… Şaka şaka biz yemedik 🙂 Geleneksel mutfağının bizim damak tadımızla uzaktan yakından alakası yoktur.

Ama tropikal meyveler “ye bene ye bene” der adeta!

İstanbul gibi bi şehirden sonra buradaki şehirlerin kendine özgü bir ruhu olduğunu söylemeyelim, haksızlık olur. Yine de tüm durağanlığına rağmen akıp giden hayat renklidir, hissedersiniz.

Portekiz sömürge döneminden kalma harabe sokaklarda dolaşırken karşınıza çıkıveren bu capcanlı manzara gibi…

Ya da okyanus kenarında sabah duası eden bu insanlarla karşılaştığınız “o an”…

Biz de ömrümüzün iki yılını bu yalnız ve güzel ülkede geçirirken, bazen hayatın keyifli anlarını yakalar, mutlanır, umutlanırız; bazen de yorgun düşer, daralır, sıkıntıdan olmayacak şeylere sararız. Sararken de hayal kurarız. Bütün insanlar gibi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s