Kırmızı, Sarı, Yeşil: Gana

O

Gana, Batı Afrika’nın görece en demokratik ve ekonomisi en iyi ülkelerinden biri. Güvenlik problemi de diğer Afrika ülkelerine kıyasla yok denecek kadar az. Bu nedenlerden ötürü de,  Afrika’yı keşfetmek isteyen gezginler için başlangıç niteliğinde. Bizim için de öyle oldu ve Nijerya’dan sonra görebildiğimiz ilk ve tek Afrika ülkesi olarak kaldı ne yazık ki.

O

Kan, Altın, Orman… Gana bayrağındaki kırmızı, sarı ve yeşil rengin sembolize ettiği bu üç şey; Afrika halklarının genel kaderini de bir çırpıda özetlememize yarayabilir. Dünya üzerindeki değerli madenlerin büyük bir kısmını ve muhteşem yağmur ormanlarını barındıran topraklar ile topraklarını ve bağımsızlıklarını kanlarıyla geri kazanmış insanlar… Geri kazanılan şeye ne kadar bağımsızlık denirse tabi. Gana, dünyanın en zengin altın ve kakao kaynağına sahip ülkelerin başında geliyor. Dünyanın dört bir tarafında tüketilen çikolatanın ve üretilen takıların ham maddesi büyük ölçüde buradan sağlanıyor. Bunun için kakao tarlalarında ve altın rezervlerinde 12 yaşından küçük on binlerce çocuğun berbat şartlarda karın tokluğuna çalışmak zorunda kaldığından ne dünyanın dört bir tarafında o çikolataları yiyen çocukların haberi var, ne de Gana’ya gidene kadar benim vardı.  “Köle gibi çalışmak” ifadesi mi geldi sizin aklınıza da? Ama kölelik sistemi kalkalı yüz elli yıl olmamış mıydı? Ülkenin sınırsız zenginliklerinin kaymağını yiyenler yine doymak bilmez Batı ülkeleri. Sömürge sistemi şekil değiştirse de, varlığını olanca gücüyle devam ettiriyor.

OCape Coast’da Kölelik Tarihi Müzesi… Burası, zamanında Afrika’nın çeşitli bölgelerinden Avrupa’ya ve Yeni Dünya’ya gönderilen kölelerin toplandığı ve bekletildiği bir kaleymiş. Daracık koridorlardan geçilerek ulaşılan kapkara hücrelerde günlerce, bazen aylarca bekletiliyormuş insanlar. Aç, susuz, balık istifi… Ayakları zincirlerle birbirine bağlı… Bu süreçten sağ çıkabilenler ise bu sefer gemilerin mahzenlerinde aynı koşullarda günlerce sürecek yolculuklarına çıkmışlar. Nereye gittiklerini ve başlarına ne geleceğini bilmeden ama bir daha kendi topraklarına geri dönemeyeceklerinin farkında olarak… Kölelerin kaleden gemilere aktarıldığı fotoğraftaki bu kapının adı bu yüzden “The Door of No Return”. Geri dönüşü olmayan kapı! Gerçekten de yaklaşık dört yüzyıl boyunca vatanlarından, insanlarından koparılan milyonlarca kölenin geri dönme şansı olmamış. İnsanlık tarihi binlerce insanlık dışı uygulamayla doludur ama bu kadar sistematiği, geniş çaplısı ve uzun süreni yok sanırım!

O

O

O

Teneke barakalardan ibaret derme çatma dükkânların ve evlerin sıralandığı sokaklarda uyuklayan, muhabbet eden, dans eden insanlar… Her yerde sıcaktan mayışmış cılız köpekler… Tozun, toprağın, çamurun içinde yalınayak futbol oynayan güzel gözlü agresif çocuklar… Balıkçı kasabalarında ağ ören delikanlılar… Bizim tarafımızdan tanımlanamayan garip kokulu yiyeceklerin satıldığı tezgâhlar… Açıktan akan kanalizasyon kanallarında gezinen domuzcuklar, keçiler, tavuklar…  Aynı domuzcuklarla koyun koyuna yatan güzel gözlü çekingen çocuklar… Real Madrid-Barselona maçı başladığında birden ıssızlaşan sokaklar… Bir türlü ilerlemeyen trafikte, çerezden televizyona aklınıza gelebilecek her türlü ıvır zıvırı satan boş bakışlı adamlar… Kafasında sepeti, sırtında bebesi kıvırtarak yürüyen hatunlar… Kendilerini Bob Marley ile özdeşleştirmiş, rastalı, turistlere ot satmaya çalışan gençler… Gana’daki hayatı tanımlamak için kullanabileceğim kelimeler: sefalet, keşmekeş, uyuşukluk, pislik, canlılık, tutku. Zıtlıklar kafa karıştırıcı.  Hayata dört elle tutunmuş gibi görünüyor insanlar, ama hayattan hiçbir beklentileri olmadan.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

O

O

Hadi tutmayın beni, Ganalılar hakkında da genellemelerde bulunayım: Ganalılar gururlu insanlar.  Ülkelerinin sömürge sistemine baş kaldırıp bağımsızlığını kazanan ilk Afrika ülkesi olmasıyla; topraklarının yüzyıllar boyunca bölgede hâkimiyet kurmuş görkemli Ashanti krallığına ev sahipliği yapmasıyla; özel bir dokuma yöntemi ile ürettikleri “kente” kumaşı başta gelmek üzere güzel sanatlardaki gelişmiş estetik anlayışlarıyla; bayraklarındaki yıldızın bağımsızlığı simgeleyen kutup yıldızı olmasıyla gurur duyuyorlar.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ganalılar için “orman” demek yaşamın ta kendisi demek. Sadece barınma ve gıda gereksinimlerini karşılamakla kalmıyor uçsuz bucaksız yağmur ormanlarındaki ağaçlar; sıtma başta gelmek üzere bölgedeki ölümcül hastalıkların şifasını da sunuyor. Delileri iyileştirdiğine de inanılıyor; atalarının ruhlarını sakladığı da düşünülüyor. “Deniz” ise bereketin ve biraz da karanlık geçmişin simgesi. Öyle ya, Batılı sömürgeciler okyanustan gelmemiş miydi? Belki de bu yüzdendir, Ganalıların denizle keyif üzerine kurulu bir ilişkileri yok. Sularda cıbıl cıbıl koşuşturan güzel gözlü  hınzır çocukları saymazsak. İnsanlar, her biri bir kartpostal resmi olabilecek kadar büyüleyici tropikal sahilleri, “içine sıçmak” deyiminin hakkını vererek, umumi helâ olarak kullanıyor; o kadarını söyliyim gerisini siz anlayın ://

O

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

O

Çoğu Afrika ülkesi gibi Gana’da da dinin günlük yaşam üzerindeki etkisi çok belirgin. İnsanlar sabah dörtte falan kalkıp gün doğana kadar ibadet ediyor. Her köşe başında bilmemne mezhebine bağlı yüzlerce, binlerce kilise var. İnsanlar kıt kanaat gelirlerinin onda birini kiliselere bağışlıyorlar. Okullardan ortalığı inlete inlete ilahi söyleyen çocukların sesi geliyor sürekli. Dinsel inanışlarla alakalı bir başka ilginçlik de, Gana’da cenazelerin, doğumdan ya da düğünlerden daha coşkulu biçimde kutlanan etkinlikler olması. Hem de günlerce… Her cenazenin ayrı bir rengi var. İnsanlar cenazelere belirlenen renkteki gösterişli kıyafetlerle gidip yiyip içip eğleniyor ve ölen kişinin yakınlarına bağışta bulunuyor.  Ölenin ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu, arkasından yapılan cenaze töreninin ihtişamından kestirebilirsiniz. Bu nedenle hayatınızda görüp görebileceğiniz en fantastik tabutlar da burada. Evet, bu “şeyler” birer tabut :S

2006-06-08t220024-450x287-uk-ghana-coffins

untitled

hjggkj

Ne zaman, nasıl olacak bilmiyoruz ama bir gün gerçekleşeceğine inandığımız bir hayalimiz var. Yeniden Afrika’ya gitmek ve bu coğrafyada doya doya gezmek istiyoruz. Sadece medeniyetin doğup dünyaya yayıldığı kıta olduğu için değil; bu kıtada yaşayanlar aklımızın almadığı onca acıya, yoksulluğa ve travmaya rağmen hayatımız boyunca gördüğümüz en neşeli insanlar olmayı becerebildikleri için… Belki bize de öğretirler diye.

2 responses to “Kırmızı, Sarı, Yeşil: Gana

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s