Aşa’nın Hikayesi

Sivri burunlu, beyaz patili, siyah tüylü bi köpeciğim. Bi köpek görünce aklınıza gelen ilk soruya hemen cevap vereyim: cins değilim. Aslen Nijeryalıyım. Afrika sıcağının kavurduğu bir ağustos ayında henüz bir aylıkken anacığımın memesinden koparılıp ensemden tutularak sokaklarda satışa çıkarıldım. Çok geçmeden de, görür görmez kanımın ısındığı bir adam tarafından satın alındım. Hayatımın geri kalanına onunla devam edicem sanmıştım. Yanılmışım.

***

Görsel

Doğum günü hediyesi olarak bir köpek elime tutuşturulunca bozulmadım değil ne yalan söyleyeyim. Hani ne bileyim bir köpek istediğimi falan söylemiş olsam neyse. 1) Hayatımda hiç bir köpeğe bakmadım. 2) Böyle ülke ülke gezmek zorunda olduğumuz bir hayatın içinde nasıl üstlenicez bir köpeğin sorumluluğunu? 3) Ama ama … Başka yer yokmuş gibi gelip gelip ayaklarımın üstüne kıvrılan bu velet çok tatlı…

***

Gerçek isimlerini bir türlü öğrenemedim, onları annem-babam bildim. Sanırım benim adımı da “Aşa” koydular. Bunu annemin bana sürekli bu kelimeyle başlayan bir şeyler söylemesinden çıkarabiliyordum ama babam da beni “aşubırt, bıtıbırt, noçibigorte” diye bi türlü ne olduğunu çözemediğim ifadelerle çağırıyordu sürekli. Neyse çok önemsemedim, bana bakarak birşeyler söyledikleri her seferinde koştum kuyruğumu sallayarak. Kuyruğumu salladığım zaman seviniyorlardı.

***

İlk haftalar sık sık yaptığımız “Böyle hediye mi olur ya! Geri verelim, bakamıycaz buna. Tamam çok tatlı ama çok büyük sorumluluk sonuçta. Tamam yarın geri götürüyoruz” şeklindeki konuşmalar gittikçe azaldı ve Aşa’nın varlığı bize sıkıntıdan çok mutluluk vermeye başladı. Aşa bir yaşına geldiğinde ise yeni bir sorunumuz vardı. Nijerya’dan sonraki tayin yerinin New York olduğunu öğrenmiştik ve kalacağımız lojmanda evcil hayvan bakmak yasaktı. Köpeciğimizden ayrılmanın verdiği üzüntüye, “peki şimdi ona kim bakacak” kaygısı eklendi. Tanıdık tanımadık herkese soruldu soruşturuldu, feysbuktan ilanlar verildi, sonunda zor da olsa Aşa’ya Avusturya’da yeni bir yuva bulundu.

***

GörselHayatımın ilk bir yılına dair hep güzel şeyler hatırlıyorum. Küçücük kanapenin üzerinde üçümüzün birlikte sıkış tepiş yatışımızı; sabahları uyanmışlar mı diye bir annemin bir babamın tarafına gidip kontrol edişimi; banyodan çıktıktan sonra ıslak ayaklarını yalayışımı; havluyla, topla, çorapla, bulduğumuz her şeyle oynayışımızı; onlar evden çıktıktan sonra pencerenin demirlerine burnumu sokup geri döneceklerini bilmenin güveniyle gidişlerini izlemeyi; babamın arabasının sesini duyduğumda kapıya koşup onu karşılamayı… Yine de en sevdiğim anlar akşam olunca bir kap dolusu yemeği önüme koydukları zamanlardı doğrusu. İçten içe bu anı bekliyordum tüm gün. Haa bir de genelde sözlerini dinlediğim zaman birer tane verdikleri lezzetli kemikler ve bisküvilerle dolu bir çekmece vardı. Ah! O çekmecenin nasıl açılacağını bir türlü çözemedim.

***

İstanbul’da Atatürk Havaalanı’ndayım. İçinde Noyan’ı taşıyan iki saat rötarlı Lagos-İstanbul uçağını bekliyorum. Bu uçağın içinde Aşa’nın da olması gerekiyordu ama yok. Çünkü Aşa bir köpeğin başına gelebilecek en absürd olayı yaşayarak kendisini uçağa taşıyan elektronik banttan nasıl olduysa aşağıya düşürüldü, kapağı kırılan kafesten kaçtı, koşarak gözden kayboldu ve tüm aramalara rağmen bulunamadı. Uçağın iki saat rötarlı olmasının nedeni de bu.

***

O gün yaşadıklarıma ve sonrasında olanlara bir türlü anlam veremiyorum. Neden babam beni bir kafesin içine koymuştu? Sonra da neden beni hiç tanımadığım adamlara teslim etti? O kafesten nasıl kurtuldum? Tek hatırladığım çok korktuğum ve ormanın içine saklandığım. Çoook uzun süren günler, haftalar boyunca o ormanın içinde tek başımaydım. Hemen her gün yağmur yağıyordu ve saklanacak bir delik bulamıyordum. Açlıktan bitap düşmüştüm. Yakalayabildiğim börtü böceği yiyordum ve gece olup el ayak çekilince yakınlarda bulabildiğim çöpleri karıştırıyordum. Yapayalnız, ıslak ve ölesiye mutsuzdum.

***

Üç ihtimal vardı: Aşa ya havaalanını çevreleyen bataklığımsı ormanının içinde açlıktan ya bir şekilde havaalanının dışına çıkmayı başarıp otobanda bir arabanın altında kaldığından ya da birisi tarafından bulunup köpek yiyen bir kabileye satıldığından ölecekti. Buna izin veremezdim. THY’den rica ettik, bana gidiş-dönüş Lagos bileti verdiler herhangi bir ücret almadan. Ne yapacağıma dair pek bir fikrim yoktu ama Aşa kaybolduktan iki gün sonra Lagos’a giden bir uçağın içindeydim. Lagos’a inip havaalanının ve etrafını saran ormanın büyüklüğünü görünce ne kadar aptalca bir umutla oraya gittiğimin farkına vardım. İki gün boyunca Nijerya’lı sevgili dostumuz Süleyman’ın yardımcıları ile birlikte havalanında ve havaalanını çevreleyen köylerde kayıp-ödül ilanları dağıttım. Yüzlerce kişiye derdimi anlatmaya çalıştım. Havaalanındaki bir sürü görevliye ağladım, yalvardım ve rüşvet verdim. “Aklıma gelen ihtimallerden üçüncüsü gerçekleşmemiştir umarım” diye kendi avutmaya çalışarak ve tüm yol boyunca ağlayarak önce İstanbul’a, sonra da yeni şehrimiz olan New York’a uçtum. Artık Aşa’nın akıbetini öğrenemeyeceğimizden emindim. Ta ki New York’taki birinci ayımızın sonunda Lagos’taki THY yetkililerinden bir telefon alana kadar…

***

O kadar yorgun ve güçsüzdüm ki bir gün çöpleri karıştırırken adamın biri tarafından yakalandım ve demir bir parmaklığa bağlandım. Çok geçmeden de başka adamlar gelip beni şimdi yaşadığım eve getirdiler. Burada bana “Ayşa” diye sesleniyorlar. Artık yalnız ve ıslak değilim. Karnım tok ve yaşadığım evin sahibi Süleyman çok iyi bir adam. Ama annem ve babamla geçirdiğim günlerdeki kadar mutlu da değilim. Nerede olduklarını ve beni neden bıraktıklarını bilmiyorum ama onlar aklıma geldiğinde hala kuyruğumu sallıyorum.

Görsel
Sık sık rüyamda Aşa’yla yeniden bir araya geldiğimizi görüyorum ve gözlerim doluyor uyandığımda. Türkiye’de yerleşik bir hayata geçtiğimizde yapacağım ilk iş onu yeniden yanımıza almak olacak. Şimdilik sağlıklı, güvende ve emin ellerde olduğunu bilmek içimi rahatlatmaya yetiyor.

Reklamlar

9 responses to “Aşa’nın Hikayesi

  1. Guzel ifade etmissin. Butun bunlarin sorumlusu olarak hem utanarak, hem de gulumseyerek okudum yazini.
    Sanirim bu hikaye burada bitmez. Devaminin gelecegini ve mutlu sonla bitecegini dusunuyorum.

  2. banu çok güzel dile getirmişsin hikayeni. çok içim acıdı aşa için ama sonu mutlu hakikaten. yanınıza alacağın gün nasıl kucağına atlayıp yalayacağını hayal etmek içimi ısıttı 🙂

  3. Bilmiyordum Asa yi ben…Cok guzelmis resimleriniz. Umarim alirsin yanina Turkiye ye donunce. ellerine yuregine saglik Banucum , gulumseyerek okudum yazini, huzunle karisik ama mutlu bir yazi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s