¡Vamos a México!


Baştan söyleyeyim azıcık uzun bir yazı oldu. Sıkılırsanız bi ara verin, çıkın başka sitelerde felan dolaşın biraz, sonra tekrar dönersiniz : )

Meksika’ya gittiğimi bilen ve kendileri de orayı ziyaret etmek istediği için benden bilgi isteyen çok sayıda arkadaşım olduğu için (tam tamına 2) Meksika izlenimlerimi şimdiye kadar yazdığım yazılardan farklı biçimde gezi rehberi formatında yazmaya karar verdim.

Meksika devasa bir ülke… Yüzölçümü Türkiye’nin iki katından fazla. Bi tarafı Pasifik Okyanusu, diğer tarafı Karayip Denizi… Hal böyle olunca 10 gün gibi kısa bir zaman dilimi için güzergah belirlemek zor oldu. Yucatan Yarımadası’nın çok turistik olduğunu düşündüğümüz, Pasifik kıyıları da bize epey uzak kaçacağı için gezimizi ülkenin nispeten orta kısımlarında yer alan başkent Mexico City, Oaxaca ve Veracruz şehirleri ile sınırlı tuttuk. Dolayısıyla burada yazacaklarım aslında Meksika haritası üzerinde minnacık bir üçgen oluşturan bu rota boyunca gördüklerimize dayanıyor. Diğer bölgelerinde bambaşka yaşam biçimleri ve çok daha çeşitli kültürler vardır eminim.

DSC_4235

Mexico City: Gezilerimiz sırasında çok sık yaptığımız bir şeydir. Gezdiğimiz her yeri, Türkiye’de gördüğümüz başka bir yere benzetiriz. Mexico City de bana İstanbul’u hatırlattı fazlasıyla. Ne bileyim böyle her daim hareketliliği, gürültüsü ve trafiği; insanların sürekli bir koşuşturma içinde olması; aradığınız her ne ise onu bulabileceğiniz etkinlik zenginliğine sahip olması; şehrin ayrı noktalarının sosyokültürel açılardan birbirinden alabildiğine farklılaşması… Bir tarafında sanat galerileri, parti otobüsleri, gay mahalleleri diğer tarafında sabah olunca şehir merkezine hücum edecek olan insanlarıyla varoşlar… Ekonomik açıdan benzer süreçlerden geçen iki farklı ülkenin en büyük metropolleri olmaları nedeniyle benzer şekillerde evrilmiş iki şehir gibi geldi bize İstanbul ve Mexico City. Genel olarak Türkiye daha gelişmiş, İstanbul daha fantastik orası ayrı tabi.

DSC_4497

Oaxaca: Nasıl yapmışlarsa bu şehri 100 yıl önce nasılsa öyle tutmayı becermişler ve nasıl becermişlerse yüzlerce yıl önce bu kadar düzenli bir şehir inşa etmişler. Arnavut kaldırımlı geniş sokakları, en fazla üç kattan oluşan pastel renkli binaları, muhteşem kabartmalarla bezeli kiliseleri, gece geç saatlere kadar meydanları boş bırakmayan canlı insanlarıyla şipşirin bir şehir. Ayrıca el sanatlarının özgünlüğü ve sanat galerilerinin bolluğuyla da ünlü. Kafanızı çevirdiğiniz her yerde karşınıza rengarenk el sanatı ürünleri satan rengarenk bir pazar, dükkan, kadın, adam ya da çocuk çıkıyor. Nereye mi benzettik? Denizi olmayan ve çok daha iyi korunmuş bir Ayvalık’a…

P1000499

Veracruz: Burayı da, son birkaç günümüz deniz kıyısında miskinlik yaparak geçşin, NY’a bronz tenle dönüp herkesi çatlatalım diye düşünerek (:p) ben seçmiştim ama hakkında hemen hemen hiçbir araştırma yapmadan, haritaya bakıp tesadüfi bir şekilde belirleyerek. Veracruz’a geçmeden birkaç gün önce ise kutsal bilgi kaynağımız Lonely Planet’dan şu bilgileri öğrendik: Ülkenin kuzeyinde uyuşturucu kartelleri arasında devam eden savaş 2011 yılından itibaren bu eyalete de yayılmış ve Veracruz da dahil büyük şehirlerde çatışmalara rastlanabiliyormuş. Ayrıca kıyı sahillerindeki sivrisinekler dengue fever hastalığı (sıtma benzeri bir hastalık) taşıyormuş! Yetmezmiş gibi bir de otobüsten inip dev anası nakliye gemilerinin kapladığı bir deniz ve nahoş kokulu bir sahil yolu ile karşılaşınca (al işte bu da 90ların İzmir’i) azıcık hayıflanır gibi olduk açıkçası. Ama bir süre sonra burası da kendine özgü mutfağı, şehirden biraz uzaklaşınca varılabilen cıvıl cıvıl plajları, haftanın üç günü meydanları salsa-rumba-danzon ezgileri ile şenlendiren orkestraları ve dans etmeye aşık insanlarıyla gönlümüzde taht kurdu. Hatta gezi boyunca en keyif aldığımız yer oldu. Rehberde okuduğumuz tehlikelerin hiçbiri ile de karşılaşmadık tabi ki.

P1000588

Güvenlik: Meksika deyince akla ilk gelen “Güvenli mi?” sorusu oluyor. Şöyle söyleyeyim: Uyuşturucu satıcısı olarak gidecekseniz tavsiye etmem, sağ çıkamazsınız. Orada bulunduğumuz süre boyunca gazetelerin ilk sayfalarında uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmalarda öldürülen onlarca insan resmi gördüm ama bu çatışmalar daha çok ülkenin kuzeyinde, Amerika sınırına yakın eyaletlerde meydana geliyormuş. Ayrıca mafya üyeleri dışında bu çatışmalardan doğrudan zarar gören masum insan yokmuş neredeyse. 

Mexico City eskiden oldukça tehlikeli bir şehirmiş. Biz ise sokak başına düşen polis sayısının epey fazla olduğu, her yerde abartılı güvenlik önlemlerinin alındığı bir şehirle karşılaştık. Diğer şehirlerde de emniyet güçlerinin daha az göze çarpan şekillerde de olsa sürekli varlığını hissettirdiğini gördük. Şehirlerarası yollarda sık sık kontrolden geçiyorsunuz, hatta otobüsü durdurup bagajları arıyorlar. Otobüse binmeden önce yolcuların üstleri aranıyor ve yüzleri kameraya alınıyor. Tırstırıcı değil mi? Normalde günlük hayatta bu kadar çevik kuvvet polisi, polis aracı ve silah görsem fena halde gıcık olurdum ama orada kendimi güvende hissetmemi sağladı. “Aman başıma bi iş gelmesin” şeklindeki aptal turist tepkisi herhalde…

P1000508

Bunun dışında turist olarak dikkat etmeniz gereken hususlar evrensel zaten. Kalabalık mekanlarda çantanıza sahip çıkın, gece ıssız sokaklarda dolanmayın, kendinizi kaybedecek kadar içmeyin, her önünüze gelene güvenecek kadar naif olmayın vesaire… [Ah cancağzım Pippa : ((( ]

Mexico City’de dikkat çeken bir başka güvenlik konusu da kadına yönelik şiddetle mücadeleydi. Konu ile ilgili afişler, broşürler ve bilgilendirme kampanyalarının yanı sıra ilginç bazı uygulamalar da gördük. Mesela çoğu metro istasyonunda belirli bir saatten sonra kadınlar/çocuklar ve erkeklerin bekleme yerleri ayrılıyor. Aynı şekilde otobüslerde de gece kadın ve erkeklerin oturması için ayrı vagonlar düzenlenmiş. Demek ki bu tip kamusal mekanlarda cinsel taciz vakaları ciddi bir problemmiş. Aferin en azından soruna dair bir farkındalık geliştirmiş ve bir takım önlemler almaya başlamışlar.

P1000050

Ulaşım: Tüm yolculuğumuz boyunca toplu ulaşım kullandık, gayet de memnun kaldık. Mexico City de gelişmiş bir metro ağı var; temiz, ucuz ve güvenli. Ayrıca şehir içinde bisikletler için ayrı yollar düzenlenmiş, adım başı belirli bir abonelik ücreti ödeyerek bisiklet kiralayabileceğiniz istasyonlar var (Bunu günün birinde kendi ülkemde de görebilecek miyim acaba çok merak ediyorum). Haa bir de bildiğimiz metrobüs sistemi vardı Mexico City’de. Ben bu sistemi Kadir Topbaş icat etti sanıyordum halbuse : ) Şehirlerarası yollar gayet düzgün ve emniyetli; otobüsler de konforluydu. 

DSC_4260

Para: Genel olarak fiyatlar makul sayılır. Bir öğün yemek $8-10, ortalama bir otelin geceliği $40-50, 7 saatlik şehirlerarası otobüs yolculuğu $40 civarında; “mariachilerin” canlı müziği eşliğinde “pina colada” yudumlamanın değeri paha biçilemez!

Doğa: Denizi de şahane, ormanları da. Dalış, sörf, yüzme, bisiklet, hiking, trekking… Ne ararsanız var anacım. Doğa sporları ile özellikle ilgiliyseniz yapmak istediğiniz spor için imkanlar neredeymiş biraz araştırın yeter.

DSC_4293

Tarih: Aralık 2012’de kıyamet kopmayınca Mayalar’a olan güveniniz sarsılmış olabilir ama Meksika’ya gidip İspanyolların istilasından önce bu topraklarda varlığını sürdüren uygarlıkların kalıntılarını görmeden dönmek olmaz. Biz Mexico City’e bir saat uzaklıkta, 2. yüzyılda inşa edilmiş Teotihuacan arkeolojik şehrini gezdik. “Hee piramitmiş bunlar demek hep. Hıııım… Vay anasını!” şeklinde derin yorumlar yaptıktan sonra “Diğerleri de bunun aynısıdır canııım” diye düşünerek başka yer ziyaret etmedik ama bissürü var söyliyim. 

P1000254

Din: Koyu bir Katolizmle pagan döneminden kalma inanış ve ritüeller birleşince enteresan bir din anlayışı çıkmış ortaya. Şöyle fantastik bir deneyimimiz oldu mesela: Oaxaca’da yüzlerce insan bütün bir gece boyunca bizdeki Ahırkapı Roman Orkestrası’nı aratmayacak kadar şenlikli bir bando eşliğinde çarmıha gerilmiş zenci (?!?) bir İsa heykelini sokaklarda gezdirdi, sonra kafasına inek kostumü geçirmiş bir adam kilisenin bahçesinde kafasında çatapatlar patlatarak dansetti, kilisenin bahçesine kurulmuş en az üç katlı bir bina yüksekliğindeki kuleden patlayınca Meryem, İsa ve horoz (?!?) siluetlerinin belirdiği havai fişekler patlatıldı, son olarak da metalden yapılmış melek şeklindeki iki heykel yine havai fişek teknolojisi kullanılarak gökyüzüne fırlatıldı. Hayatımda gördüğüm en absürd ve en eğlenceli şeylerden biri olan bu etkinlik tamamen dini amaçlı bir kutlamaydı aslında : S

DSC_4211

İnsanlar: Sanırım biz biraz daha Latin ya da İspanyol havası olan, daha sıcakkanlı, kıpır kıpır insanlar bekliyormuşuz oraya gitmeden önce. Öyle değiller ama yine de gülümsememi karşılıksız bırakan tek bir insana rastlamadım. Dil problemini aşabilirseniz oldukça yardımseverler ayrıca. Çift halinde gördüğümüz tüm gençler de birbirlerine tutkuyla âşık görünüyorlardı, bayıldım! İşinde gücünde, ekmeğinin peşinde kendi halinde yaşayan insanlar işte. Tek anlayamadığımız emoculuk akımının neden ve nasıl Mexico City’de bu kadar yaygın olduğuydu. Şehir emocular tarafından ele geçirilmiş gibiydi resmen.

Yemek: Meksika mutfağı başlı başına bir yazı konusu olacak daha sonra.

Müzik & Dans: Bunu anlatmak için de kelimeler kifayetsiz kalacağından elimdeki video görüntülerinden bir kolaj yapıp paylaşıcam yakında.

P1000349

Ne yapılmalı: Tabi ki margarita içilmeli; tabi ki hemen her yerde karşınıza çıkan “mariachilerden” bir şarkı istenmeli! Mexico City’de Frida Kahlo Müzesine gidilmeli; engellerini muhteşem bir sanat anlayışına dönüştürmüş bu cevval ve aşık kadının bir zamanlar yaşadığı evde onun baktığı aynalara bakılmalı, bahçesinde oturup güzel hayaller kurulmalı. Haa bir de Mexico City’nin en güneyindeki Xochimilco mahallesine gidip buradaki kanallarda ahşap gondollar içinde tur atılmalı. Oaxaca’da el sanatları ürünleri satan pazarlarda tüm gün dolaşılmalı, alınmasa bile yerel kıyafetler denenmeli. Veracruz’da bir cuma akşamı farklı müzik gruplarının romantik şarkılar çaldığı meydanda dans ettikten sonra yakındaki kafelerden birinde kahve içip “hayat ne tuhaf vapurlar felan” diye düşünülmeli. 

DSC_4318

Ne yapılmamalı: “Eyvah istediğim kadar bronzlaşamadım!” deyip son gün koruyucu krem sürülmeden cayır cayır güneşin altında malak gibi yatılmamalı. Ben yaptım çok canım yandı walla.

Sonuç olarak Meksika çok beğendiğim ve “keşke yeniden gitsem” dediğim sayılı ülkelerden biri oldu. Hâlâ merak ettiğim ama görmediğim o kadar çok yeri var ki kalbim ve aklım orada kaldı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s